Sevgi, Varlığın Var Ediliş Sebebidir!
Varlık aynasında gördüğümüz bütün özellikler, bütün güzellikler Onun sonsuz “kemâl” ve “cemâl”inin yansımasından ibarettir. Söz gelimi, güneş Onun “nur” isminin, çiçek “cemil” isminin, meyve “rezzâk” isminin, bütün canlılar Onun “hay” isminin… cilvesinden başka bir şey değildir.
- Dr. Adem Ali Rüzgarlı
Sevgi…
İki hecelik kelime.
Sevgiliye sunulan bir deste çiçek..
Bir annenin bebeğin yanağına kondurduğu öpücük…
Saksıdaki kırmızı gül…
Dostumuzu görünce yüzümüzde oluşan pırıltı…
Sevgi ya da muhabbet, bütün dünyayı, bütün varlığı kuşatan bir sır… Güneşin her bir ışıltısında sevgi var... Toprağın her bir zerresinde sevgi var… Denizin her bir damlasında sevgi var…
Yaratılış ağacının tohumu sevgidir…
Varlığın en güzel meyvesi sevgidir…
Dünya tarlasının başat ürünü sevgidir…
Dostla görüşmek için uzun yolları kısaltan sevgidir…
Yastığa başımız koyduğumuzda hayalimizin bizi uçurduğu menzil sevgidir…
Kalbimizin gülü sevgidir…
Sevgi üzerine yazılan kitapların sayısı belirsizdir. Sevgiyi konu edinen şiirler sayıya gelmez çokluktadır. Sevgi hakkında yapılan konuşmalar rakamlara sığmaz. Çünkü sevgi yahut muhabbet “varlığın sebeb-i vücududur!”
Varlık niye vardır dersiniz? Güneş neden dönüyor? Galaksiler neden hareketli? Yıldızlar niçin parlıyor?
Göklerden yere inelim: Denizin dalgaları ne diyor? Rüzgar niçin esiyor? Dağlar sessizliği ile ne diye haykırıyor?
Bahçelere göz atalım: Ağaçlar neden meyveye durur? Asmadaki üzüm salkımları ne diyor? Kiraz niçin kırmızıdır? Nazikçe şırıldayan su, yerden kaynayan pınar, rengarenk açan çiçekler neden haber veriyor?
Ya hayvanlar… Balıklar niçin yüzüyor? Kelebekler neden uçuşuyor? Kuşlar havada neden süzülüyor? Kanarya niçin bu kadar güzel şakıyor? Tavus kuşu renk cümbüşü kanatlarıyla hangi şarkıyı besteliyor?
Nihayet biz insanlar… Neden sevgi deyince kalbimiz bir başka atar? Neden rüyalarımızı sevdiklerimiz süsler? Neden evlerimizde çiçek yetiştiririz? Neden güldüğünde çocuğumuzun gözünün içine bakarız?
Hepimiz bu “neden”lerin cevabının “sevgi” olduğunu biliyoruz. Çocuğumuzun göz bebeğinde sevgi vardır çünkü... Vazodaki çiçek sevgiyi hatırlatır çünkü… Kalbimizin can damarının adı sevgidir çünkü… Kanaryanın şarkısının teması sevgidir çünkü…
Sevgi olmasa ağaçlar meyveye durur mu? Sevgi olmasa meyveler albenileriyle renklere bürünür mü? Sevgi olmasa dünya döner mi? Sevgi olmasa güneş bu kadar parlar mı?...
Kutsî hadiste Yaratıcı şöyle buyuruyor: “Ben gizli yani bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi sevdim, varlıkları yarattım”.1 İşte varlığının mâyesinin sevgi olduğunu belirten kutlu söz! Bizzat Yaratıcının dile getirdiği özel açıklama! Ve bu açıklamaya düşülen çok güzel bir not: “Yaratıcı bu alemi varlığına, sonsuz özelliklerine ayna olsun diye yarattı.”2 Bütün alem Onun sonsuz güzelliğini yansıtan aynadır! Kainattaki ya da evrendeki her şey Onun özelliklerini yansıtan aynadır! Yansıma elbette her aynanın kabiliyeti ve parlaklık düzeyi ile sınırlıdır! Yoksa aynadaki tecellilerinden “mutlak” ve “sonsuz” olduğunu anladığımız Yaratıcıya tam olarak ayna olmak mümkün değildir!
Varlık aynasında gördüğümüz bütün özellikler, bütün güzellikler Onun sonsuz “kemâl” ve “cemâl”inin yansımasından ibarettir. Söz gelimi, güneş Onun “nur” isminin, çiçek “cemil” isminin, meyve “rezzâk” isminin, bütün canlılar Onun “hay” isminin… cilvesinden başka bir şey değildir.
Bu alemde irade sahibi kılınan insanlar ve cinlerden başka bütün varlıkların aynalığı “fıtrî” yani yaratılış programı çerçevesinde gerçekleşirken insandaki -yaratılışındaki değil, fillerindeki- aynalık “iradevî”dir. Bu yüzden insanlar iradelerine dayalı fiilleriyle ilahî güzelliklere, Onun hükmüne uyarak ayna olabildiği gibi - -uymayarak- bunlara perde olan bir tercihin de içinde olabilir.
İnsanlar arasında, hem kendisinin tarifsiz gayreti ve samimiyeti ile hem de Yaratıcının ona verdiği “elçilik” görevinden dolayı özel yardımı ile aynalık bakımından zirvede olan şahsiyet Hz. Muhammed (asm)’dır. O, sahip kılındığı nübüvvet nuru itibariyle yaratılış ağacının tohumu ve meyvesi, kainat gülünün bülbülü, ilahî muhabbetin has gülüdür! O ilahî vahiy ve terbiye içinde yaşayarak hem ilahî sevgiye ulaşmada zirveyi tutmuş hem de sünneti ile bizi ilahî sevgiye ulaştıracak yolu gösteren “parlak bir ayna” olmuştur. Dolayısıyla eğer Allah’a sevgimiz varsa, -ki O gerek sonsuz cemali gerekse bize bahşettiği sayısız nimetleri dolayısıyla sonsuz sevgiye layıktır-, Onun habibi yani en çok sevdiği kişi olan Resul-i Ekrem’e (asm) tabi olmak şarttır. Şu ayet tam da bunu ifade ediyor: “(Ey Muhammed) de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun, böylece Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”3
Yazıyı Bediüzzaman’ın şu sözü ile bitirelim: “Muhabbet (yani sevgi) şu kainatın bir sebeb-i vücududur hem şu kainatın rabıtasıdır hem şu kainatın nurudur hem hayatıdır.”4
1 Bk. Söz konusu rivayet için bk. Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, II, 132.
2 İbn Arabî’nin bu notu için bk. Said Nursi, İşârâtü’l-i’câz (İstanbul 2020, YAN), s. 19.
3 Âl-i İmran 3/31.
4 Said Nursi, Sözler (İstanbul 2020, YAN), s. 334.