40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.319,39%0,53
7.014,00%0,24
27.971,00%0,24
3.335,86%0,37
10.219,67%-0,06
İnsan… Yani ben… Yani sen… Yani o…
Biyolojik özelliği bakımından iki ayağı üzerinde yürüyebilen canlı… Ellerini tutmak, kaldırmak, atmak için kullanabilen varlık… Başını öne, sağa sola çevirebilen yaratık…
İki göz sahibi. Yaklaşık 380 ile 750 nanometre dalga boyları arasındaki şeyleri görebiliyor.
İşitme frekansı ya da aralığı 20 hertz’den başlıyor, 20.000 hertz’e kadar yükseliyor.
Dilinde, daha doğrusu dilimizde 5.000 dolayında farklı tadı ayırt edebilecek tat tomurcukları bulunuyor.
Burnumuz 10.000 kadar farkı kokuyu ayırt edebiliyor.
Yaklaşık 20.000 ile 25.000 arasında gen taşıyoruz. 37 trilyon hücremiz var. Beynimiz takriben 1.5 kg ağırlığında. Kalbimiz günde 7.500 litre kan pompalıyor.
Vücudumuz 206 kemikten oluşuyor. Kas sayısı 600’dan fazla.
Maksadımız biyolojik özelliklerimize dair rakamları sıralamak değil. Rakamları bilmesek bile, hepimiz kendi üzerimizden fiziki varlığımız hakkında en azından birtakım genel bilgilere sahibiz.
Ama hepimiz yine biliyoruz ki biz cismani varlıktan ibaret değiliz. Manevi tarafımız var. Bilişsel ve duygusal özelliklere sahibiz. Biyolojik bir varlık olduğumuz kadar psikolojik bir varlığız. Akıl ve duygu sahibiyiz.
Duyu organlarından gelen bilgileri seçme, düzenleme ve anlamlandırma yeteneğine sahibiz. “Algı” kabiliyetimiz var.
“Düşünme” yetimiz var. Soyutlayabiliyor, problem çözebiliyor, planlama yapabiliyoruz.
“Zeka” sahibiyiz. Yeni durumlara uyum sağlayabiliyor, öğrenebiliyor ve çözüm üretebiliyoruz.
“Hafıza” yeteneğimiz var. Gördüklerimizi, duyduklarımızı ve öğrendiklerimizi saklayabiliyoruz.
Sayısız duygumuz var: Sevgi, özlem, korku, üzüntü, sevinç, coşkunluk gibi…
Sosyal bir varlığız. Aile, soy, çevre, millet, kültür gibi çeşitli aidiyetlerimiz var.
Bilinç, bilinç altı, savunma mekanizmaları gibi ruhi dinamiklerimiz var…
Maksadımız psikolojik özelliklerimizi sıralamak d değil.
Kendi gerçekliğimize atıf yaparak bir hakikati hatırlamak. Nedir? İnsaniyetimiz! İnsanî gerçekliğimiz! Çoğu defa göz ardı ettiğimiz “insan olarak yaratılmış olma” keyfiyetimiz. Son bilimsel tespitlere göre yer yüzünde 2 milyondan fazla hayvan türü var. Söz gelimi, 11 bin civarında kuş türü var. Bir o kadar sürüngen türü var. 34 bin dolayında balık türü bulunuyor. 6.500 memeli türü var… Fakat bunların hiçbirisi insana verilen “insanî donanım” bakımından insanla mukayese edilebilecek özelliğe sahip değil. Tekrarlayalım “insanî donanım” bakımından yoksa cismanî özelliler bakımından değil. İnsan bedensel varlığı bakımından ne kuş gibi uçabilir, ne balık gibi yüzebilir. Ama insan, yaratılışça kendisine verilen akıl, kalp, ruh gibi özellikler bakımından hiçbir hayvanla karşılaştırılamayacak kadar üstünlüğe sahip. Bu sebepledir ki, gökte uçabilecek, denizde yüzebilecek, fezada seyahat edebilecek imkanlara ulaşmıştır.
Söz uzatmak gerekmez. Bediüzzaman’ın insanın üstünlüğü ile ilgili ifadesini paylaşalım. Şöyle diyor: “Madem, fünunun ittifakıyla ve ulûmun şehadetiyle, hilkat şeceresinin en mükemmel meyvesi insandır. Ve mahlûkat içinde en ehemmiyetli insandır. Ve mevcudat içinde en kıymettar insandır. Ve insanın bir ferdi, sair hayvânâtın bir nev’i hükmündedir.”[1]
Görüldüğü gibi Bediüzzaman burada fünun ve ulûmu yani fiziki ve beşeri bilimleri şahit tutarak insanın bütün yaratıklar içinde en değerli, en kıymetli, en özellikli varlık olduğunu dile getiriyor. Fakat onun bu vesile ile söylediği “İnsanın bir ferdi sair hayvanatın bir nev’i hükmündedir” tespiti çok çarpıcı görünüyor. Somut hale getirerek söylemek gerekirse, mesela hayvanatın türleri olarak koyunları veya atları veya kuşları… düşündüğümüzde bir tek insanın bütün atlar, bütün koyunlar, bütün kuşlara denk olduğu anlaşılıyor. Çok dikkat çekici, çok şaşırtıcı değil mi?
İlk bakışta bir insan bir ferdinin diğer hayvanların bir türü gibi olduğunun söylenmesi abartı gibi görünebilir. Ama onun aynı eserinin başka bir bölümünde bunu gerekçelendirirken yaptığı şu açıklama gayet makul bir mahiyet taşıyor: “İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesb eder. Ve keza, insanın bir ferdi, hilâfet hususunda âlemin eczâsıyla şuurca alâkadar olduğundan, nebatî olsun, hayvanî olsun, pek çok nevilerde tasarruf sahibi bulunduğundan, nevi gibidir. Ve bu itibarla, insanın bir ferdi, neviler sırasına geçer.”[2]
Bu açıklamada Bediüzzaman insanın üç özelliğine işaret ederek “külliyet” kesbeden bir varlık olduğunun altını çiziyor: a) ihata-i fikir, b) aklî vüs’at yani genişlik, c) kalbî vüs’at. Bu üç özellikle ifade edilen insan gerçeği onun “külliyet” kazanmasının sebebi olarak gösteriliyor. Her ne kadar diğer hayvanlarda da yarar ve zararını ayırt edecek kadar akıl varsa da (buna iç güdü denmesi doğru değildir, çünkü hayvanlardaki bu özellik Yaratıcının onlara verdiği bir özelliktir) bunun insan aklıyla mukayese edilemeyecek kadar sınırlı olduğu aşikardır. Bundan dolayıdır ki hayvanlar hep aynı seviyede kaldığı halde insan Allah’ın kainata koyduğu kurallardan yararlanarak büyük gelişmeler kaydetmiş, bir taraftan uzayda yolculuk yaparken bir taraftan okyanusun derinliklerinde dolaşmaya başlamıştır. İnsanın diğer bir özelliği olarak “kalp” sahibi olmasına gelince, bu da doğrudan doğruya insana verilen “ruh”u hatıra getirmektedir. Her ne kadar kalp ile ruh eş anlamlı değilse de bu ikisi arasında ciddi bağlantı bulunduğu muhakkaktır. Kur’an’da, Yaratıcı “Ben ona ruhumu üfledim”[3] ayeti ile bu muazzam nimete dikkat çekmektedir.
İşte insan, aklı ve ruhu ile bütün alemle temas kurabildiği gibi imanı ve taati ile fizikî dünyayı aşıp meleklerle, melekût alemi ile nihayet bütün alemlerin Rabbi olan Yaratıcı ile bağ kurabilme potansiyeline sahip bulunuyor. O halde insan yani ben, biz, hepimiz bu kapsamlı, bu “küllî” yönümüzü düşünmek ve gerçekleştirmek suretiyle “fikriyat”ımızla kainatta dolaşarak, kainatta Kendisini tanıtan Rabbimizi tanıyıp Ona iman ve ubudiyetle mukabele ederek “insanî gerçekliğimiz”in hakkını vermeye çalışmalıyız.
[1] Said Nursi, Mesnevî-i Nuriye (İstanbul 2020, YAN), s. 135.
[2] A.g.e., s. 125.
[3] Hıcr 15/29; Sâd 38/72.
YEİS, UCB, GURUR, SÛ-İ ZAN – MESNEVİ-İ NURİYE