Halbuki İnsana bir mezar boyu toprak yeterdi..

Adamın şehirde otuz dairesi vardı. Kiralar her ay tıkır tıkır yatıyordu. Ama yüzü gülmüyordu..

Adamın şehirde otuz dairesi vardı. Kiralar her ay tıkır tıkır yatıyordu. Ama yüzü gülmüyordu.

“Daire işi bitti,” diyordu.

“Kiracıyla uğraşılmaz.”

“Toprak asıl yatırımdır.”

Telefonu elinden düşmezdi.

İlan siteleri, gruplar, kapalı WhatsApp kanalları…

Bir gün bir emlakçı aradı.

— “Abi,” dedi, sesi alçaktı.

— “İlan falan yok.

Üç kardeş var, arsaları büyük.

Paraya sıkışıklar.

Bunların ihtiyacı var… fırsat bu.”

Adamın içi kıpırdadı.

Gündemi HÜR ASYA HABER'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin ve Habere Değer Katan yayınlarımızın doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın..
👇
Hür Asya TV & Hür Asya Haber

Komisyonda ödememek için bir sekilde emlakciyi aradan çıkartıp tek başına gitti.

Gerçekten üç kardeşin elinde çok büyük, çok değerli bir arsa vardı.

Atadan kalmaydı.

Kolay kolay satılmazdı.

Kapıyı çaldı: — “Hepsini alıyorum.”

Rakam söyledi.

Büyük kardeş kaşlarını çattı.

— “Bu arsa satılık değil.”

Ortanca sustu.

Küçük kardeş öne çıktı. — “Olur,” dedi.

— “Ama bir şartla.”

Adam sordu: — “Nedir?”

Küçük kardeş sakindi: — “Şehirdeki bütün dairelerini sat.

Parayı peşin getir.

Sonra gün doğarken arsaya gir.

Yürüyebildiğin yere kadar yürü.

Gittiğin son yere kazık çak.

Gün batmadan başladığın yere dönersen,

işaretlediğin her yer senin.

Ama dönemezsen…”

Bir an durdu. — “Para bizim.”

Adam güldü. — “Bu kadar mı?”

Otuz daireyi sattı.

Evini boşalttı.

Parasını elden getirdi.

Ertesi sabah gün ağarırken yürümeye başladı.

Önce ölçerek.

Sonra açılarak.

“Şurası da girsin,” dedi.

“Bu cephe çok değerli.”

Tam villa sitesi yapılır.

Bir noktada kendi kendine mırıldandı: — “Oh… tam enayi arsası.” Bu paraya bunun onda biri alınamaz.

Öğlene doğru güneş yakmaya başladı.

Ama durmadı.

Bir ara geri dönmeyi düşündü.

Sonra vazgeçti: — “Bir parça daha…”

Güneş eğildi.

Toprak büyüdü.

Ama mesafe uzadı.

Kazığı çakıp panikle geri koşmaya başladı.

Kalbi yoruldu patlayacak gibiydi.

Nefesi kesildi.

Ciğerleri doldu.

Kan kusmaya başladı.

Bacakları da taş gibi oldu.

Güneş batarken son adımı attı.

Ama yetişemedi.

Yere yığıldı.

Hastaneye bile götürmediler.

Zaten iş işten geçmişti.

Üç kardeş parayı aldı.

Adamı, arsada bir köşeye,

diğer açgözlülerin yanına kuyuladılar.

İki metre.

Bir insanın hayatta gerçekten sahip olduğu tek yer buydu.

Günümüzde bu tür arazi satın alma hikayeleri gerçekten vardır ve devam etmektedir.

Birçok ülkede mezar kalıcı bir mülk değildir; kullanım hakkı süreyle verilir. Almanya, İsviçre, Hollanda ve Fransa’da mezarlar kiralanır; süre dolunca uzatılmazsa mezar kaldırılır, kemikler ortak alanlara alınır ve yer yeniden kullanılır. Japonya gibi alan sıkıntısı olan ülkelerde ise kremasyon yaygındır; “sonsuz mezar” fikri yoktur. Yani dünyada pek çok yerde insanın hayatta “son sahip olduğu yer” bile geçicidir; mezar dahi sistemin bir parçasıdır, mülk değildir.

Bu hikâye, Lev Tolstoy’un ünlü anlatısından ilhamla yeniden yorumlanmıştır.

Tolstoy’un sorusu 140 yıldır değişmedi:

İnsana bir mezar boyu toprak yeter.

/Alıntıdır/