40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.319,39%0,53
7.014,00%0,24
27.971,00%0,24
3.335,86%0,37
10.219,67%-0,06
RAMAZAN Risalesi ile başladığımız yazarlığa devam edelim.
RAMAZAN, PEYGAMBERİMİZ ve RİSALE-İ NUR
Önceki yazıda başladığımız Altıncı Nükte’nin şerh ve izahını kıskanmadan bir başka kalemin/ klavyenin yazdıkları ile sürdürelim.
Risale-i NUR’un gücünü, etkisini de görmüş ve anlamış olalım.
“Evet Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur’anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓى اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur’an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu’ ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tabi olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.” (M:401)
Sözü okuyana bırakalım. RN’un şerhi, izahı nasıl olur, olmalıdır, Nurları okurken nasıl bir dikkat göstermeliyiz birlikte değerlendirelim.
Yazılanların YAPAY ZEKA ürünü dolmadığını da bilelim.
“RİSALE-İ NUR’un bu kısmı, Ramazan’ı bireysel bir ibadet zamanından çıkarıp küresel bir bilinç hâline dönüştüren çok güçlü bir tasvirdir. Said Nursî burada Ramazan’ı, coğrafyaları aşan büyük bir manevî organizasyon olarak anlatır:
Sanki bütün İslâm âlemi tek bir mescid olmuş gibidir.
“Âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor” Ne Demek?
Bugün bunu anlamak için hayal etmeye bile gerek yok. Ramazan gecelerinde:
İstanbul’da bir camide teravih kılınırken,
Kahire’de mukabele okunur,
Mekke’de tavaf edilir,
Endonezya’da sahur hazırlanır,
Afrika’nın bir köyünde ezan yükselir.
Farklı saat dilimleri, farklı diller, farklı kültürler…
Ama aynı kitap okunur: Kur’an-ı Kerim.
Aynı ay yaşanır: Ramazan.
Bu, modern dünyada küresel bir “eş zamanlı bilinç” hâlidir. Tıpkı dünya çapında izlenen büyük bir canlı yayın gibi; fakat burada izlenen şey ilahî hitaptır.
Yeryüzü Neden “Mescid-i Ekber”dir?
Bu tasvir sadece edebî bir benzetme değildir; Kur’an ve sünnet temellidir.
KUR’AN-I KERİM’de Bakara 149. âyet “وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ” ifadesiyle başlar. Müfessir Zemahşerî, Arap dilindeki “حَيْث” zarfının belirsizlik ifade ettiğini, bu yüzden âyetin “hangi yerden çıkarsan çık” anlamına geldiğini belirtir. Bir şehirden çıkış olsun, ister namaza kalkış olsun; kıble yönünün değişmezliği bütün tefsirlerde aynı şekilde anlatılır ve bu yorum doğrudur.
Fakat âyetin dikkat çekici tarafı şudur:
Dağda, bağda, bayırda, iş yerinde ya da bir yolculukta… “Önce mescide git” demiyor; bulunduğun yerde yüzünü kıbleye çevir diyor.
Bu yaklaşım, Hz. Muhammed (SAV)’in Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de geçen meşhur hadisiyle tam uyumludur:
“Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı; ümmetimden kim nerede namaz vaktine erişirse orada namazını kılsın.”
İşte bu ilke, Said Nursî’nin Risale-i Nur’da tasvir ettiği “mescid-i ekber” anlayışıyla birleşir:
Yeryüzünün tamamı secde mekânıdır.
RAMAZAN geldiğinde ise bu hakikat daha görünür hâle gelir. Çünkü sadece namaz vakitlerinde değil; sahurda, iftarda, teravihte, mukabelede bütün dünya aynı bilinç alanına girer.
“Milyonlarla hâfız… Arzlılara işittiriyorlar”
Bu ifade, Kur’an’ın sadece okunmadığını; yeryüzüne yankılandığını anlatır. Bugün hoparlörler, canlı yayınlar, internet üzerinden mukabeleler var. Ama özünde değişmeyen bir şey var: İnsan sesiyle taşınan vahiy.
Ramazan’da bir şehirde gece yürürken açık camlardan Kur’an sesi gelmesi, risaledeki o “mescid-i ekber” tasvirinin modern karşılığıdır. Dünya adeta dev bir mabede dönüşür.
“Bu vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise…”
Metnin en çarpıcı kısmı burasıdır. Burada mesele sadece yemek içmek değildir. Asıl vurgu şudur:
Toplumun büyük bir kısmı aynı manevî atmosfere girmişken, bilerek ve umursamazca bu ortak saygı alanını bozmak bir uyumsuzluk üretir.
Bunu güncel bir örnekle düşünelim:
Bir stadyumda herkes saygı duruşundayken birinin yüksek sesle gülmesi nasıl tuhaf ve rahatsız edici olur?
Bir cenazede herkes sessizken birinin kahkaha atması nasıl ortamla çelişirse;
Ramazan’ın ortak bilinç atmosferinde de bilinçli bir saygısızlık aynı duyguyu üretir.
Burada anlatılan “manevî nefret”, bireysel bir öfke değil; kolektif bir ahenk duygusunun bozulmasıdır.
Modern Hayat Açısından Okursak
Bugün bireysellik çok güçlü. “Benim özgürlüğüm” anlayışı öne çıkıyor.
Fakat bu metin şunu hatırlatıyor:
Toplumsal hayat sadece hak değil, ortak duyarlılık da gerektirir.
Ramazan’da oruç tutmayan biri olabilir; bu ayrı bir meseledir.
Ama toplumun büyük çoğunluğunun yaşadığı bir kutsal zaman diliminde bilinçli provokasyon yapmak, sadece dinî değil; kültürel bir uyumsuzluk olarak da görülür.
Bu, hukuktan çok nezaket ve empati meselesidir.
Ramazan’ın Küresel Ruh Hâli
Metin aslında şunu söylüyor:
Ramazan, insanlığı senkronize eden bir ay gibidir.
Aynı açlık hissi, aynı ezan vakti, aynı dua cümleleri…
Modern dünyada insanlık çok bölünmüş durumda.
Ramazan ise milyonları aynı duygu ekseninde buluşturur.
Bu yüzden:
Oruç, bireysel sabır eğitimidir.
Mukabele, ortak hafıza tazelemesidir.
Teravih, kolektif ritimdir.
Sahur, küresel bir uyanış anıdır.
Ve bütün bunlar birleşince, hem âyetin işaret ettiği hakikat hem hadisin beyanı hem de “mescid-i ekber” tasviri aynı noktada buluşur:
Yeryüzü secdeye açık bir mabettir; Ramazan ise bu mabedin en parlak zamanıdır.
Sonuç
Risaledeki bu kısım bize şunu düşündürüyor:
Ramazan sadece aç kalma pratiği değildir.
Toplumsal bir bilinç, ortak bir saygı alanı, küresel bir manevî atmosferdir.
O atmosferi korumak;
yalnızca dinî bir görev değil,
aynı zamanda toplumsal bir incelik ve medeniyet göstergesidir.
Ramazan’da mesele sadece midemizi tutmak değil;
birbirimizin manevî alanına da saygı göstermektir.
Ve belki de bu yüzden Ramazan, sadece bireyi değil;
yeryüzünü bir mabede dönüştürerek toplumu topyekûn terbiye eden bir aydır.
Not:
Öznel bir yorum olarak şunu söylemeliyim: Çevresel kirlilikler ve nefsimin arzuları, kimi zaman gözlerime perde çekiyor, kulaklarımda bir rezonans etkisi oluşturuyor ve aklımı yönlendirebiliyor. Ne kadar çok kere kendimi halı dövme teliyle dövsem de, her vuruşta yeni bir toz bulutu yükseliyor. Bu bitip tükenmeyen toz, yazılarımda görülen kapalılığın ve anlaşılmazlığın kaynağıdır.
Yani, zihnimdeki dağınıklık ve kalbimdeki perdeler, kelimelerime de yansıyor. Her ne kadar temizlenmeye çalışsam da, halının içinden çıkan toz misali, ben de her denememde yeni bir bulanıklıkla karşılaşıyorum. Bu yüzden ifadelerim bazen müşevveş, bazen dağınık, bazen de anlaşılması güç bir hâl alıyor.
Bütün bunların farkında olarak, samimiyetle özrümü sunarım.”
*
Hür Asya TV & Hür Asya Haber DESTEK HATTI
👉DESTEK İBAN: http://youtube.com/post/Ugkx3tumGPbVUvpOjDzT0tm9z_70ZcqZL1r3?si=mfCtrRNaZIYDuKxL
👉YOUTUBE KATIL: https://www.youtube.com/channel/UCcqzDkOHROItrMMcC9wva3Q/join
MESNEVÎ-İ NURİYE – MÜZAKERELİ RİSALE-İ NUR OKUMALARI