40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.319,39%0,53
7.014,00%0,24
27.971,00%0,24
3.335,86%0,37
10.219,67%-0,06
22 Ağustos 2025 Cuma
“Şefkat-i İmaniye”nin Neresindeyiz?
ÇAĞIMIZIN EN SAĞLAM YOL HARİTASI VE REHBERİ: RİSALE-İ NUR TEFSİRİ
Allah birdir; başka şeylere müracaat edip yorulma - Risale-i Nur
İTTİHAD-I İSLAM ÇERÇEVESİNDE TÜRK KÜRT KARDEŞLİĞİ
Mârifet-i Sâni denilen kemâlât arşına uzanan miracların usulü - Mesnevi-i Nuriye
ÖĞLE NAMAZININ BANA HATIRLATTIKLARI
Alemde “daimî bir faaliyet” var.
Canlı-cansız, bildiğimiz-bilmediğimiz, yakımızda olan-uzağımızda olan… her şeyde, her an devam eden, her an çeşitlenen, daima tazelenen faaliyet var, faaliyetler var…
Bedenimiz baştan sona harika bir faaliyet alanı. Her hücremiz, her organımız, her sistemimiz programlandığı şekilde faaliyet icra ediyor. Söz gelimi, kalbimiz günde yaklaşık 100.000 defa atıyor, kanı pompalıyor. Günde 20.000 kez nefes alıp veriyoruz. Bu suretle oksijen alıp karbondioksiti dışarı atıyoruz. Her solunum faaliyetinde akciğerlerdeki alveoller her saniye kanla gaz alış verişi yapıyor. Beynimiz sürekli elektriksel sinyaller üretiyor. Sinir hücreleri saniyede binlerce sinyali iletiyor… Kısacası vücudumuzdaki 40 trilyona yakın her hücre görevini ifa etmek üzere -deyim yerindeyse- koşuyor, koşuşturuyor…
Aynı şekilde “büyük insan” olan kainatta, kainattaki her varlıkta, her varlığın her biriminde de sayısız faaliyet gerçekleşiyor. Dünyamız ortalama saatte 1670 km hızla dönüyor. Güneşimiz galaksimiz etrafında saniyede 230 km. hızla deveran ediyor. Dünyamızdaki, söz gelimi, tektonik kayalar sürekli hareket ediyor. Denizlerde -ilahî düzen çerçevesinde- ay ve güneşin çekim etkisiyle met-cezir olayları gerçekleşiyor. Yer yüzünde rüzgarlar sürekli sirkülasyon içinde bulunuyor. Meltemler, alizeler, fön rüzgarları…
Bilinmeyen bir şeyden söz etmiyoruz. Yaşadığımız, gördüğümüz, okuduğumuz şeyler üzerinden bir hatırlama ya da bir hatırlatma yapıyoruz: Alemde daimî bir faaliyet var. Bu vakıadan yola çıkarak bu faaliyetlerin anlamı ve esrarı açısından birçok metafizik gerçekliğe intikal edebiliriz. Ama biz en az ilgili gibi görünen bir konuya işaret etmek istiyoruz, şu: Alemde bir faaliyet varsa, alemde her şey, her an faaliyette ise çok özel donanıma sahip kılınmış varlıklar olarak bizim de sürekli faaliyet içinde olmamız gerektiği. Peki, bunun pratik hayatımız açısından aktüel karşılığı nedir diye düşünülebilir. Tek kelime ile yanlış “tatil” anlayışından uzak durmak.
Bilindiği gibi tatil kelimesi sözlükte, “faaliyet dışı kalmak, uğraş içinde olmamak” anlamına geliyor. Bugün ülkemizde ise -birçok ülkede olduğu gibi-, resmi yahut kurumsal işimizi bırakmak, biraz başka yerlere gitmek, biraz dinlenmek, biraz eğlenmek demek oluyor. Bunda ebette problem yok. Yorulan insanın dinlenmeye, aynı mekanda olan insanın farklı mekanlara gitmeye, aynı işi yapan insanın başka uğraşlarda bulunmasına ihtiyacı var. Fakat burada “tatil” kavramı ile ilgili olarak birkaç noktanın hatırda tutulması gerekiyor. Bunlardan birisi tatil vesilesiyle insanî ve İslamî değerlerin dışına çıkmamak gerektiği. Ne yazık ki bazı insanlar yanlış bir tatil anlayışı içinde gaflete düşebildiği gibi bazı insanlar da Kur’anî hükümlerle uyuşmayan mekan ve eylemlerde bulunarak tatillerini “günah çarkına” dönüştürebiliyor.
Bizim bu vesile ile özellikle vurgulamak istediğimiz husus ise bazı kimselerin tatil kavramını “atalet” ile ilişkilendirerek bu süreci bir tür tembellik ve faaliyetsizlik olarak algılamaları. Oysa yaratılışta atomlardan galaksilere kadar hiçbir atalet, hiçbir tembellik, hiçbir faaliyetsizlik yoksa insanın da hiçbir şekilde atalet içinde olması düşünülemez! Ama elbette insanlar uğraş değiştirebilir, bir meşguliyeti bırakıp başka meşguliyetlerin içinde olabilir, farklı mekanları tercih edebilirler. Yıllık rutinin dışına çıkabilirler. Hatta bunda insan ruhu için birçok fayda bulunduğu uzmanlarca da ifade ediliyor. Ama -tekrarlayalım ki-, faaliyetlere son vermek yahut faaliyetleri askıya almak tarzında bir tatil içinde bulunamazlar. Zira bu yaratılışın akışına zıt!
Söz buraya gelince Bediüzzaman’ın şu ifadelerine iktibasta bulunmamak doğru olmaz: “Ey sa’y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel insan! Bil ki, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını hizmet içinde derc etmiştir. Amelin ücretini nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki, mevcudat, hattâ bir nokta-i nazarda câmidat dahi, evâmir-i tekviniye tabir edilen hususî vazifelerinde, kemâl-i şevkle ve bir çeşit lezzetle evâmir-i Rabbâniyeyi imtisal ederler. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şems ve kamere kadar herşey kemâl-i lezzetle vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından âkıbeti ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini ifa ediyorlar.”[1]
Görüldüğü gibi Bediüzzaman “her faaliyet içinde bir lezzet bulunduğunu” ifade ederek çok geniş bir daire çiziyor, hayvanlardan ay ve güneşe kadar bütün varlıkların görevlerini zevk ve iştiyak içinde gerçekleştirdiklerini dile getiriyor. Şu halde, kainatta baştan sona kadar bir dinamizm bulunuyor ve -tabir caizse- kainatın çarkları hiçbir aksama, duraksama olmadan mükemmel bir şekilde -elbette bir işletenin fiil ve iradesiyle- işlemeye devam ediyor. Dolayısıyla varlıklar içinde özel yeri olan insanın da bu dinamizme fiilen katılması, hayatını daima bir hareket ve faaliyet içinde değerlendirmesi gerekiyor. Nitekim Kur’an “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır”[2] ayetiyle bu konuda güçlü bir teşvikte bulunduğu gibi, Resul-i Ekrem (asm) da şu duasıyla tembellikten de Allah’a sığınıyor: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bunaklıktan, kabir azabından sana sığınıyorum…”[3]
Sonuç olarak statik, durgun, hareketsiz bir alemde değil canlı, dinamik ve faaliyet dolu bir alemde yaşadığımız için biz de, bu dinamizme katılmak, hayatımızın her dilimini olduğu gibi, bir çeşit “izin günleri” demek olan “tatil” dönemimizi de, en azından farklı çalışma ve faaliyetlerle değerlendirmek ve zenginleştirmek durumunda olmalıyız! Yoksa tamamen eğlenmeye odaklanma veya hiçbir şey yapmama anlamındaki tatil anlayışının alemdeki gerçeklikle, insanî gerçeklikle hiçbir ilgisinin bulunmadığı gayet açıktır!
[1] Said Nursi, Lem’alar (İstanbul 2020, YAN), s. 138.
[2] Necm 53/39.
[3] Müslim, “Zikir”, 73.