40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.319,39%0,53
7.014,00%0,24
27.971,00%0,24
3.335,86%0,37
10.219,67%-0,06
04 Mayıs 2026 Pazartesi
“Şefkat-i İmaniye”nin Neresindeyiz?
Toplantı Mı, Yoksa Meşveret-i Şer’iyye mi?
Bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek
İzmir’de sarsılmayan Nur Kahramanı: Hasan Şen
"KADİR GECESİ ARAYIŞI, KUR'AN VE DUA" | PROF. DR. İLYAS ÜZÜM
ORUÇ, ENE VE ABDİYET=ABDULLAH OLMA
Toplantı Mı, Yoksa Meşveret-i Şer’iyye mi?
Ali FERŞADOĞLU / 4.05.2026
Demokrasi ve meşrûtiyet (meşveret), yalnızca siyâsi birer tercih değil; özünde “İşlerde onlarla istişare et. Onların aralarındaki işleri istişare iledir.’1 (meâlindeki) âyet-i kerîmelerinin tecellîsidir ve meşveret-i şer’iyedir.”2

Bu âyetlere imân etmenin bir gereği olan meşveret; liyâkat, ortak akıl, şeffaflık ve sorgulama demektir. Ancak her toplantı ve fikir alışverişini, Bediüzzaman’ın üzerinde hassâsiyetle durduğu “Meşveret-i Şer’iye”³ kavramıyla karıştırmamak gerekir. Ortak akıl ile “Meşveret-i Şer’iye” arasındaki ince çizgiyi ayırt etmek gerekir:
Meşveret-i şer’iye; istişârenin şeriata, yani hakka ve hakîkate uygun sûrette icrâ edilmesidir. Bu süreçte şahısların hatırı değil, hakkın hâtırı âli tutulur. Bu meşveretin sırrı; kuvveti şahısta değil, kanunda ve ortak akılda görmektir.⁴ Hilesiz ve hurdasız bir üye seçimi ile irâde beyânı, rızâ-i İlâhînin kapısını açan yegâne anahtardır.
Bir istişârenin “şer’î” vasfı kazanabilmesi için şu esasları barındırması şarttır:
● Ehliyet ve Liyâkat: İstişâre edilecek sahada uzman, işin mâhiyetini ve usulünü (örneğin Risâle-i Nûr hizmetinde meslek ve meşrebi) bilen ehil kişilerin seçilmesi.⁵
● Âdil ve Hakperestlik: Heyet üyelerinin tarafgirlikten uzak, âdil ve sâdece hakkı savunan kimselerden oluşması.
● Dürüstlük ve Şeffaflık: Seçim süreçlerinde listelerle oynanmaması, hilesiz ve hurdasız bir şekilde lâyık olanın seçilmesi.
● Hukukun Üstünlüğü: Şahısların otoritesinin değil, şer’î kuralların ve kanunun kuvvetinin esas alınması.
● Hakkın Hâtırını Âli Tutmak: Şahsi menfaatlerin veya şahısların değil, sâdece hakkın hâtırının gözetilmesi.
Bu temel unsurlardan yoksun bir görüşme, “meşveret-i şer’iyye” vasfını taşır mı; yoksa sadece sıradan bir toplantıdan mı ibarettir!?
Dipnotlar: 1-Âl-i İmrân Sûresi, 159; Şûrâ Sûresi, 38; 2-Münâzârât, s. 23.; 3- Kastamonu Lâhikası, s. 183; 4-Münâzarât, s. 23; 5-Age., s. 59.
***
Hür Asya TV & Hür Asya Haber DESTEK HATTI
👉DESTEK İBAN: http://youtube.com/post/Ugkx3tumGPbVUvpOjDzT0tm9z_70ZcqZL1r3?si=mfCtrRNaZIYDuKxL
👉YOUTUBE KATIL: https://www.youtube.com/channel/UCcqzDkOHROItrMMcC9wva3Q/join
Sözün, Özün ve Mesuliyetin Sessiz Kahramanları: Meşveret Ehli

Ali FERŞADOĞLU / 2.05.2026
“Zaman, cemaat zamanıdır; cemaatten çıkan bir şahs-ı mânevî hükmeder”1 tesbiti sadece ibadet ve hizmetlerden ibâret değildir. Bugün modern dünyanın NASA’sından CERN’ine kadar, cemaat rûhu, yani, demokratik ve hürriyetçi meclis, şûrâ, parlamento kolektif akıl, katılım, şeffaflık, sorgulama ile çalışıyor. Harika üretim, verim ve terakki.
İslâm âleminde Kur’ân’ın sarih emirleri2 ve Peygamberimizin (asm) kendi fikrine aykırı olsa dahi uyduğu o muazzam “meşveret” disiplini, maalesef şahsî çıkar, gizli plan ve gaye gölgesinde mi kalıyor? Gerçek meşveret üyeleri şu maddelerin şuûrundadır:
● Enâniyeti Terk ve İhlâs: Bu zaman şahsiyet zamanı değil, cemaat zamanıdır. Sadece ibadette değil, fikirde, ilimde, sanatta, ekonomide, yönetimde. Üye, kendi fikrini beğendirmekten ziyade, hakîkati arayan şahs-ı mânevînin bir cüz’üdür.3
● Kolektif Akla İtimat: Meşveret, “bir akıl, iki göz” olan dar şahsî pencerelerden kurtulup; binlerce akıl ve on binlerce gözle bakabilme, şeffaflık ve sorgulama sanatıdır. Şahsî kanaatlerin, bu küllî akıl içinde erimesi gerekir.4
● Fikirlerin Kaynaştırılması (İstimzaç): Meşveret meclisine giren her fert veya yönetici, kendi fikrini bir dayatma unsuru olarak değil, “kardeşlerinin fikirlerini istimzaç etmek” yani bir havuzda eritip birleştirmek niyetiyle beyan etmelidir.5
● Keyfîliğe Karşı Dikkat: Meşveretin asıl gâyesi, şahısların keyfî kararlarını bertaraf etmektir. Üyeler, “eşhâsın keyfine tebaiyet edilmez” düsturuna sadık kalarak kararların şer’î meşrûiyetini gözetir.6
● Şahs-ı Mânevînin Emrine İtaat: Meşverette şahıslar aradan çıkar, emir ve yetki şahs-ı mânevîyi temsil eden meclise geçer. Alınan karar, ferdin kendi fikrine aykırı olsa dahi ona uymak bir sadakat borcudur.7
İstişarede sadakat, karakterde asâlettir; meşverete ihanet, özüne ihanettir!
Dipnotlar: 1-Kastamonu Lâhikası, s. 106; 2-Âl-i İmrân, 159; Şûrâ, 38; 3-K. Lâhikası, s. 106; 4-Mektubat, s. 417; 5-Age., s. 394; 6-Lem’alar, s. 165; 7-Hizmet Rehberi, s. 175.
***
Hür Asya TV & Hür Asya Haber DESTEK HATTI
👉DESTEK İBAN: http://youtube.com/post/Ugkx3tumGPbVUvpOjDzT0tm9z_70ZcqZL1r3?si=mfCtrRNaZIYDuKxL
👉YOUTUBE KATIL: https://www.youtube.com/channel/UCcqzDkOHROItrMMcC9wva3Q/join
Nazar ve büyü İçin Görünmez Zırh: Mânevî Muhafızlar
Ali Ferşadoğlu / 13.03.2026

Nazar ve büyü, insanlık tarihi kadar eski ve sarsıcı birer olgudur. Meselenin biyolojik temelinde; hücre moleküllerinin yüksek frekanslı salınımları sonucu açığa çıkan biyo-elektromanyetik gücün, menfi/negatif duygularla odaklanıp bir noktaya gönderilmesi yatar. Bu, güneş enerjisinin bir merkezde toplanması gibi bir tesir oluşturur.
Arapça’da “isabet-i ayn”, Türkçe’de, “nazar, göz değmesi”, Kur’ân-ı Kerîm’de, “Doğrusu inkâr edenler, Kur’ân’ı işittikleri vakit neredeyse gözleriyle seni devireceklerdi”¹ meâlinde tasvir edilir. Yüce Nebî (asm) ise, “Nazar gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, onun önüne nazar geçerdi”² der ve tehlikenin boyutunu; “Nazar; deveyi kazana, insanı mezara sokar”³ hadîsiyle de etkisini vurgular.
Âlimler bu hadîsi, nazarın rûhî enerjinin bir görünümü olduğuna ve sağlığı bozacak kadar güçlü bir negatif enerji (biyo-elektromanyetik etkileşim) taşıyabileceğine dikkat çekerler. İnsanın mezara girmesi bu etkileşimin ölüme sebebiyet vermesini; devenin kazana girmesi ise sağlıklı bir hayvanın nazarla aniden hastalanıp sahibi tarafından telef olmaması için kesilmek zorunda kalınmasını ifade eden çarpıcı birer temsildir.
Peygamber Efendimiz’e (asm) dahi büyü yapılmış; ancak bu durum Felak ve Nâs sûrelerinin inzal olmasıyla bozulmuştur. Bu mânevî zırhın en güçlü halkası olan Âyetü’l-Kürsî ise “kâinatı korumanın Allah’a ağır gelmeyeceği” hakîkatiyle biter.
Peygamber vârisi Bediüzzaman da, kesin ve tekrarlanan tecrübelerine dayanarak nazarı, “şiddetli düşmanlığa veya şiddetli takdirkâr (kıskanç) bakışlara” bağlar.⁴ Her şeyin vitrinlenip paylaşılması da nazarın şiddetini artırıyor.
Nazara karşı; Kalem Sûresi’nin 51-52. âyetleri ile İhlâs, Fâtiha ve Muavvizeteyn (Felâk, Nâs) sûreleri, ruhu karanlık cereyanlara karşı koruyan sarsılmaz bir kalkan, bir kale ve “mânevî muhafızlar” hükmündedir.
Dipnotlar:
1-Kalem Sûresi, 51.; 2-Müslîm, Selâm, 42/II, 1719.; 3-El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:76; El-Mağribî, Câmiu’ş-Şeml: 2:49.; 4-Mektubat, s. 178.
***
Hür Asya TV & Hür Asya Haber DESTEK HATTI
👉DESTEK İBAN: http://youtube.com/post/Ugkx3tumGPbVUvpOjDzT0tm9z_70ZcqZL1r3?si=mfCtrRNaZIYDuKxL
👉YOUTUBE KATIL: https://www.youtube.com/channel/UCcqzDkOHROItrMMcC9wva3Q/join
Müslüman İran Hem Din Kardeşimiz Hem Komşumuzdur!..

Bilhassa iktidar ve kimi vatandaşların hem din kardeşimiz hem komşumuz İran’ın aleyhinde tavır takınması “derin bir gaflettir.” Halbuki Müslüman iran hem din kardeşimiz hem komşumuzdur. İslâm’da komşuluk son derece önemlidir. Komşuluk sadece selâmlaşmadan ibaret değildir:
Komşuya zarar vermemek, gürültü ile rahatsız etmemek, ihtiyaç hâlinde yardım etmek, hastalandığında ziyâret etmek ve sevinç-keder günlerinde yanında olmak komşu haklarındandır. Bunlara riâyet eden toplumlarda huzur, güven ve kardeşlik de güçlenir.
Peygamberimiz (asm), “Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.”1 meâlindeki hadîsiyle komşuluk hukukunun büyüklüğünü ifade eder.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır. Hal böyle olunca, yabancılar yüzünden komşularımızla aramızı açmak gaflettir. Üstelik yabancılar çoğu zaman geçicidir; gelir-giderler. Biz yine komşularımızla baş başa kalır, her gün aynı yan yana, göz göze geliriz.
Bu sebeple komşularımızla dâimâ iyi geçinmeye gayret etmeliyiz. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye de bunu tavsiye eder.
Bediüzzaman’ın Asr-ı Saadet’ten günümüze taşıdığı komşuluk modelin çarpıcıdır:
“Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir… Hem de dostluğun sebebi vardır. Zîrâ komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur.”2 Bu, gerçek komşuluk, dostluk ve barışın özüdür.
Komşu Ermenilerle iyi ilişkiler kurmamız tavsiye ediliyorsa, elbette din kardeşlerimiz ve yakın komşularımıza karşı çok daha güçlü bir dostluk ve hassasiyet göstermeliyiz.
Dipnotlar: 1-Sahîh-i Buhârî, Kitâbü’l-Edeb, 6014–6015; Sahîh-i Müslim, Kitâbü’l-Birr ve’s-Sıla, 2624.; 2-Münazarat, s. 69.
🔴
Hür Asya TV & Hür Asya Haber DESTEK HATTI
👉DESTEK İBAN: http://youtube.com/post/Ugkx3tumGPbVUvpOjDzT0tm9z_70ZcqZL1r3?si=mfCtrRNaZIYDuKxL
👉YOUTUBE KATIL: https://www.youtube.com/channel/UCcqzDkOHROItrMMcC9wva3Q/join
Çağdaş Firavunların Kanlı Mirası: Netanyahu ve Trump’ın Sadist Siyaseti
Ali Ferşadoğlu

Başta Ortadoğu olmak üzere birçok beldeyi kan gölüne çeviren Netanyahu ve Trump gibi figürlerin “sadist” siyasetlerinin arkasında, makyavelist bir narsisizm, vampirizm ve mutlak güç tutkusu yatar. Bu profillerde empati yoksunluğu zirvededir; milyonlarca mazlumun hayatı onlar için sadece birer istatistiktir. Kendilerini kuralların üzerinde birer “kurtarıcı” olarak gören bu figürler, kaostan, yıkım ve kandan beslenirler.
Epstein felsefesine bağlıdırlar: Gücü ve serveti kullanarak insan şerefini hiçe sayan, “sapkınlık ve şantaj” üzerine kurulu, dindar toplumları ve yöneticileri esir almayı hedefleyen karanlık bir ifsat ve köleleştirme düzenidir.
Bediüzzaman; bugün küresel komplo, katliam, toplumları kaos ve krizlere sürükleyen zemini hazırlayan, adeta Epstein tarzı bir felsefeden beslenen o karanlık psikolojik yapıyı en sarsıcı haliyle deşifre eder. Modern dünyanın yaşadığı bu derin mânevî krizi kökünden yakalayan tespitleri meâl olarak şöyle yapar:
Bu felsefe ve anlayıştan ders alan modern dünyanın (felsefenin) şâkirdi, dışarıdan bakıldığında birer firavun gibidir. En hasis menfaati için her şeye ibâdet eden, küçük bir çıkarı için şeytanın ayağını öpecek derecede alçalan “zelil bir firavun”dur.
Kalbinde gerçek bir nokta-i istinâd bulamadığı için, zâtında gayet âciz ama dışarıda hırs ve gururunu teskin etmeye çalışan bir “cebbâr-ı hodfürûş”tur. Yani, kendini pazarlayan, gösterişçi zorbadır. Yani, kamuoyuna “çok güçlü lider” imajı satmaya çalışan (hodfürûş), ancak bu imajı sürdürmek için mâsûmları katletmekten ve zorbalık yapmaktan (cebbâr) çekinmeyen, rûhu mâneviyattan yoksun kara bir karakterdir.
Bu karakter yapısının en büyük gayesi, nefsânî heveslerini tatmin etmektir. Hamiyet ve fedakârlık perdesi altında sadece kendi menfaatini arayan bir “dessâs”tır. Nefsinden başka hiçbir şeyi ciddî olarak sevmeyen bu tipoloji, her kutsalı kendi çıkarlarına fedâ eder. İşte bugün İslâm coğrafyasındaki işgallerin ve Müslüman imajına yapılan suikastların arkasında, bu karanlık dehânın yetiştirdiği nefisperest şahsiyetler yatmaktadır. (Bknz., Lem’âlar, s. 122)
Hür Asya TV & Hür Asya Haber DESTEK HATTI
👉DESTEK İBAN: http://youtube.com/post/Ugkx3tumGPbVUvpOjDzT0tm9z_70ZcqZL1r3?si=mfCtrRNaZIYDuKxL
👉YOUTUBE KATIL: https://www.youtube.com/channel/UCcqzDkOHROItrMMcC9wva3Q/join