40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.319,39%0,53
7.014,00%0,24
27.971,00%0,24
3.335,86%0,37
10.219,67%-0,06
08 Şubat 2026 Pazar
Uyanan Beşerin Vicdan Yürüyüşleri
Avrupa Notları 16 / Ali Ferşadoğlu / 8.02.2026

Avrupa’nın merkezinde yüzlerce kişi, yılbaşı kutlaması yerine Filistin/Gazze ve sâir bölgelerde hayatını kaybedenler için destek ve ateşkes çağrısı yaptı. Başka ülkelerde de soğuk havaya rağmen meydanlarda bir araya gelen binler, yüz binler yürüdü, göz yaşı döktü, yas tuttu. Bunlar bir gösteriden çok, vicdan yürüyüşüydü.
Bu vicdan yürüyüşleri ve kitleler halindeki protestolar, 2023’ten beri geniş bir coğrafyada devam ediyor. İnsanlar, kendi devlet politikalarına rağmen veya onları etkilemek gayesiyle sokaklarda seslerini yükseltiyor. Kamuoyuna yansıyan yürüyüşlerin görüldüğü ülkeler:
Almanya, Birleşik Krallık, İrlanda, İspanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Avusturya, Yunanistan; Amerika kıtasında: Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika, Brezilya, Arjantin, Şili, Kolombiya, Venezuela; Orta Doğu ve Asya’da: Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak, İran, Kuveyt, Katar, Pakistan, Malezya, Endonezya, Bangladeş, Afganistan; Afrika ve diğer bölgelerde: Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Sri Lanka, Nepal, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Nijerya, Senegal, Sudan, Kenya. Bazen bir şehri anlamak için müzelerine değil, meydanlarına bakmalı. Soğuk meydanlarda yükselen sıcak mesaj: İnsanlık vicdanı uyanıyor!
Bu yürüyüşlerin tamamına yakını, devlet politikalarına rağmen halk vicdanıyla gerçekleşti. STK’lar, öğrenci, sendika ve dini gruplar öncülük etti. Ortak talepler arasında “ateşkes”, “soykırım ve kanın durdurulması”, “zulümlere son” ve “Filistin’e hürriyet” vardı.
Sonuç olarak bugün insanlık, açılan yaralar karşısında ciddi bir uyanış yaşıyor. Dünya, ayağa kalkıyor; sessiz kalan devletlerin gölgesinde vicdanlar konuşuyor. Sokaklar adalet, meydanlar insanlık diyor. Coğrafyalar fark etmiyor; yeryüzünde aynı çığlık yükseliyor.
İnsanlık imtihanda, vicdanlar yürüyüşte, mazlumun yanında birleşiyor. Zulme karşı ayağa kalkan kalpler, Filistin’in aynasında kendi insanlığını görüyor. Bir kez daha hatırlatıyor: Vicdanın sesi susturulamaz.

İnsanlık, “Uyanmış; mugalata (yanıltmaca) ve cerbeze (demagoji) ile iğfal olunsa da (yani aldatılsa da) devam etmeyecektir. Hakikat telakki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden (coşan) efkâr-ı umumiye (kamuoyu) ile o aldatmalar ve mugalatalar dağılacaktır. Ve hakikat meydana çıkacaktır. İnşaallah.” (Divan-ı Harb-i Örfî, s. 51.)
“İnşaallah, istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek… (Hutbe-i Şamiye, s. 41)
Vitrinlerin Ardındaki Epstein’li II. Avrupa!
Avrupa Notları-15 / Ali Ferşadoğlu / 7.02.2026
Avrupa sokaklarında yürürken iki farklı yüzle karşılaşıyorsunuz. Bir yanda çiçeklerle süslü, temiz sokaklar, geceleri ışıl ışıl parlayan şehirler… Tarih ve kültür her adımda kendini hissettiriyor; kendine has bir ruhu ve sıcaklığı var. Asıl mesele, Avrupa’yı ne körü körüne reddetmek ne de olduğu gibi almak. Tahlil edip bakmak ve sentez yapabilmek en doğru yol.
“İkinci Avrupa”nın vitrinindeki bu ışıklar, bayram ve sâir merasimlerle meydanlardaki renkli kalabalıklar ilk bakışta canlı bir tablo sunuyor. Fakat biraz durup yüzlere, bakışlara ve hâllere dikkat edince başka bir manzara beliriyor: Yorgun, yönünü kaybetmiş ve içten içe çökmüş bir ruh hâli. Bu görüntüleri görmek için özel bir çaba harcamaya da gerek yok aslında; yeter ki parıltının ardına bakmayı deneyelim.
Ne var ki, hâlâ bu manzarayı “ilerleme” sanan, bu çöküşü “özgürlük” diye alkışlayan bir kesim var. Batı’nın bu renkli rüyasını gerçek sanan ve başkalarına da öyle anlatan, derinlemesine düşünmeyen, sathi ve gösterişli “telli aydınlardır.”
Batı’yı model alan bu hayranlık bir açmazı yaşıyor. Çünkü bu anlayış, insanın kalbini ve ruhunu besleyen temel ihtiyaçlara meşru ve sahici bir cevap sunamıyor. Sonuçta insan ya aşırılıklara savruluyor ya da bütünüyle boşluğa düşüyor. Olumsuz duygular sürekli kışkırtılırken, ulvileri köreliyor. Sokaklar kalabalık, zihinler dolu ama kalpler boş ve aç!
Bu, Epstein skandalının gösterdiği II. Avrupa’nın (Amerikan’ın) çürümüş yüzüdür. Dinden, güzel ahlâktan soyutlanmış felsefenin mahsulü, “şu medeniyet-i habise ki” başta Müslümanlar olarak insanlık ondan yalnız zarar gördü; görüyor!
Zîrâ, sefih medeniyetin “Çekici görünen yönü, insanın heves ve arzularını kışkırtması, nefsi isteklerini kolayca tatmin etmesidir. Fakat bu hevesler, insanın gerçek insanlık değerlerini yüceltmek yerine, onu yüce mertebelerden aşağı, hayvanî seviyelere indirir. Bu durum, insanın manevî olarak bozulmasına sebep olur. Öyle ki, bu medeniyetin temsilcilerinin iç dünyası dışa yansıtılsa, sanki kurt, ayı, yılan, domuz ya da maymun suretinde görüneceği hissi uyanır…” (Bknz., Sünûhât, s. 59.)
Ali Ferşadoğlu / 6.02.2026
Bediüzzaman; insanlığa, bilhassa Müslümanlara, özellikle dindarlara, bahusus “yöneticilere” kurulan dehşetli sosyal, siyâsî tuzaklara dikkat çeker! Bunlar;
● Hubb-u câh (şöhret, makam, rütbe, kariyer sevgisi): Herkeste olan bu zaaftan girer, “hayatını fedâ eder derecesinde”² etkiler; tuzağa düşürür, olmayacak şeyler yaptırır.
● Havf (korku): Cezalandırma; fişleme, işten atma, mala el koyup, korkutup susturma!
● Tamah (açgözlülük): Herkesi, bilhassa yöneticileri para, ihale, konfor ile satın alırlar.
● Asabiyet (taraftarlık ve aidiyet): Irk, cemaat, parti veya grup bağlılığı öyle baskın hâle gelir ki, kişi hakkı ve haklıyı değil kendi tarafını tutar. “Bizden olsun da nasıl olursa olsun” anlayışı bu damar üzerinden işletilir. “Din, vatan, millet, bayrak!” gibi mukadddes söylemlerle aldatıp, milliyetçi ve dindarları da hasis emellerine hizmet ettirirler.
● Enaniyet: Kibir, ego ve “özel seçilmişlik” hisleri pompalayarak çeker; istediklerini yaptırırlar.
● Altıncı tuzak: “Şeytan-ı ins ve cinnî her cihette hücum ederler… Öyle desiselerle, onları hizmet-i Kur’ân’iyeden alıkoyuyorlar ki, haberleri olmadan bir kısmına fazla iş buluyorlar, tâ ki hizmet-i Kur’âniyeye vakit bulmasın.”1 “Hatta bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat ediyorlar.”2 İşte Epstein bu 6. Tuzağın vahşetli ve dehşetli sonucudur:
Lüks yapılar, helikopter pisti, yüzme havuzları, konaklar ve özel plajlar yer aldığo Karayiplerdeki “Epstein Adası” insan kaçakçılığı için bir merkez haline geterilmiş. 2000’lerden itibaren, Epstein’ın sıkça “yönetici, zengin ve ünlüleri” ağırladığı bu adayı, “cinsel istismar ve şantaj” gayesiyle kullanmış. 2008’de küçük kız çocuklarına yönelik cinsel istismar suçundan mahkûm olmuş, 13 ay hapis cezası almış… 2019’da federal makamlarca çocuklara yönelik cinsel ticaret ve istismar suçlamalarıyla yeniden tutuklanmış. 2019’da cezaevindeki hücresinde ölü bulunmuş! İntihar dense de öldürüldüğüne dair muamma, şüphe ve soru işaretleri var!
İşte, Bediüzzaman’ın teşhis ve tesbitiyle, Epstein Adası, “Gizli ifsat, ahlâksızlık, dinsizlik ve zındıka komitelerinin…”3 insanlara, Müslümanlara, dindarlara, devletlere ve bilhassa yöneticilere kurdukları dehşetli tuzaklardan bir tanesidir!.. Sorumuz şu: Başta Türkiye olmak üzere başka ülkelerde de Epstein şubeleri var mı?..
Tuzaklardan kurtulmanın yegane çaresi ise: Hâfız-ı Mutlak Allah’a sığınmak, iman, Kur’ân hakikatleri ve Hücumât-ı Sitte’yi özümsemek…
Dipnotlar: 1-Mektûbât, s. 403-414.; 2-Emirdağ Lahikası, s. 109.; 3-Sözler, s. 366, vd.
Almanya Batıyor, AB Dağılıyor Mu?!
Avrupa Notları – 14 / Ali Ferşadoğlu / 5.02.2026
Son dönemde sıkça duyulan bir iddia var: “Almanya batıyor! AB dağılıyor!” Gerçekten mi? Bu bir öngörü mü, yoksa temelsiz bir arzu, bir korku mu? Gelin, biraz soğukkanlı bakalım:
ABD’nin 38 trilyon dolarlık dış borcu var! Siyasi gerilimler; ırk, cinsiyet gibi derin sosyal çatışmalar; ideolojik uçurumlar; sarsıcı protestolar; hükümet istikrarsızlığı; iç çatışmalar ve belirsizlikler yaşıyor! Fakat hâlâ ayakta! Türkiye’nin 500 milyar dolarlık dış borç, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek faiz, yüksek istibdat, hukuksuzluk karmaşa yaşıyor; ama yine de çökmedik!

Peki, Almanya ne durumda? “Almanya’da bir yılda ortalama 11 bin patent oluşurken, Türkiye’de 75!” Ve yalnız başına 57 İslâm ülkesi kadar mal üretip satıyor! 2023’te yaklaşık 5,1 trilyon dolar GSYİH ile Avrupa’nın en büyük ekonomisi: Dünyada dördüncü sırada. Ülke, güçlü bir mali disipline sahip ve sanayi, ihracat ve teknoloji gibi sektörlerdeki başarısıyla büyük bir ticaret fazlası var. Avrupa ve dünya çapında güçlü bir güven kaynağı.
Ancak her ekonomi gibi Almanya da zorluklarla karşılaşıyor. Çoğu zaman bütçe fazlalığı verirken; korona salgını sonrası toparlanma, enerji krizi ve Ukrayna savaşın getirdiği mali yükler sebebiyle birkaç yıldır bütçe açığı veriyor. Ama, hâlâ güçlü bir yapıya sahip.
Almanya’nın batması veya AB’nin çökmesi gibi iddialar ne kadar gerçekçi? Ekonomik temelleri, güçlü borç yönetimi ve küresel finansal istikrar açısından hâlâ dünya ekonomisinin en sağlam direklerinden biri. Avrupa Birliği’ne gelince:
Sağlam bir siyasi, ekonomik ve hukuki yapısı var. Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunmasıyla siyasi istikrarı, işleyen bir piyasa ekonomisi ve rekabet şartlarına uyumla ekonomik sağlamlığı, hukuki bütünlüğü güvence altına alır. Bu üçlü ölçüt sayesinde AB, krizlere rağmen batmaz, istikrarlı kalır.
Propagandalara kapılıp fikir istikametini kaybetmeyelim. Bazen ciddi, bilgili insanlar da yanlış, kasıtlı, yanıltıcı, kirli haberleri paylaşır. Fikir değil, hevâ, hevese dayalı arzulardır, ciddi bir temeli yoktur. “Nefis ve hevâ ve his ve vehim bazen aldatıyorlar…” (Lem’alar, s. 170.)
Avrupa (Almanya) Düzenin İzinde
Avrupa Notları – 13 | Ali Ferşadoğlu / 4.02.2026
Zaman zaman her yerde sıkıntılar çıkabilir… Avrupa’ya (Almanya’ya) adım attığınızda ilk fark edilen şey, saat gibi işleyen bir düzen oluyor. Kurallar nettir, herkesin onlara uymanın sadece bir zorunluluk değil, ortak bir sorumluluk olduğunun farkındadır.
Bu düzenin arkasında yalnızca kanunlar değil, güçlü bir otokontrol ve karşılıklı güven duygusu vardır. İnsanlar, hakkın hatırını üstün tutmayı içselleştirmiştir.
Bu tabloyu seyrederken insan ister istemez Bediüzzaman’ın toplum hayatı için ortaya koyduğu ölçüleri hatırlıyor. Ona göre bir milletin anarşiden, karmaşadan, fakirlikten ve güvensizlikten kurtulmasının yolu; hürmet (saygı), merhamet, emniyet, haramdan sakınmak ve (kurallara, hukuka) itaat kültürünü ihya etmekten geçer. İnançlara ve haklara saygı, herkese şefkat, yarınlara güvenle bakabilme, meşru dairede yaşama ve çalışmayı esas alan bir hayat… (bknz., Şuâlar, internet, s. 307.)
Almanya sokaklarında gördüğümüz düzen, aslında İblâmın âlemşumül bu değerlerin hayata yansımış hâlidir: “Mehasin-i medeniyet denilen emirler (medeniyetin güzel işleri), şeriatın başka şekle çevrilmiş birer meselesidir.” (Muhakemat, s. 39)
“Maatteessüf, güzel şeylerimiz gayr-ı müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlâklarımızı da yine gayr-ı müslimler çalmışlar. Güya bir kısım içtimaî ahlâk-ı âliyemiz yanımızda revaç bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezâili, kendileri içinde çok revaç bulmadığından cehaletimizin pazarına getirilmiş. (Münâzârât, s. 100.)
Bir gezi, bazen sadece şehirleri değil; toplumların hangi ahlâkî temeller üzerinde yükseldiğini de gösterir. Gördük ki, düzen, tabelalarda değil; insanın vicdanında başlar.